Klein’ın 1949 tarihli ‘Kaygı ve Suçluluk Kuramı Üzerine’ makalesinde, ölüm ve yaşam dürtüsünün, yansıtma ve içe yansıtma mekanizmalarının arasında yaşamın başından beri olagalen etkileşimden bahsederken vurgular: Dış tehlikeler, iç tehlikelerin ışığında yaşanır, bu nedenle de daha şiddetli olurlar; öte yandan dışarıdan tehdit oluşturan her türlü tehlike, daimi iç tehlike durumunu şiddetlendirir. Ölüm ve yaşam dürtüleri arasındaki mücadelenin, dolayısıyla iç tehlike durumlarının dışsallaştırılması, ben’in kaygıya karşı ilk savunma yöntemlerindendir.
Kısaca biz insanlar yaşamın ilk yıllarından itibaren, iç malzemeleri dışa atarak, dış malzemeleri içe yansıtarak hem kendi yıkıcı dürtülerimizden kendimizi ve sevilen, bizi yaşama götüren nesnelerimizi koruruz, hem de ruhsallığın olgunlaşması ile paralel olarak iç dünyamızı zenginleştiririz. Winnicott’ın söylediği gibi şüphesiz, hiçbir insan iç ve dış gerçekliği birbirleriyle ilişkilendirme geriliminden azade değildir. Bu gerilimden kurtulma, yatışma, ‘dayanma’ imkanı sağlayan, din ve sanat gibi kavramları içine alan sorgulanmayan bir ara deneyim bölgesidir. Bu ara bölge ona göre oynarken ‘kendini kaybeden’ küçük çocuğun oyun alanı ile doğrudan bağlantılıdır.
Tezer Özlü’nün edebiyatına biraz olsun merak salabilmiş, ucundan kıyısından okuyan biri dahi eserlerindeki melankoli, acı, karanlık havanın varlığını deneyimlemiş olsa gerektir. Sessiz sakin, sıradan bir yaz günü eve dönüş yolunu, sokakları anlatırken betimlediği atmosferi düşlemleriz ama bu düşlem sanki hep bir ‘olmamışlık, eksiklik, anlamını bulamamış bir iç sıkıntısı, sessiz bir yıkım hatta içeriden dağılma’ zemininde kendini ortaya koyar. Yaz günü cıvıl cıvıl bir ortam, deniz kenarı, yaz kokusu çağrıştırmaz; yaz gününün öğleden sonra ağırlaşan nemli, boğucu havasını, hayatın onun dilinde damağında kalmış yavan tadını zihnimize yerleştirir. Melankoliyi edebi bir kaygıyla süsleyerek değil, varoluşunun en temel parçası olarak önümüze serer.
‘Sanat, edebiyat her zaman iyileştirir.’ mi? Acaba Tezer Özlü iyileşmek için mi yazmıştır? Burada ‘iyileşmek’ kelimesi modern dünyadaki mutluluk odaklı bir iyileşme tanımı ise hayır.
Fikrimce; yazmak Özlü için bir iyileşme vaadi taşımaz. Yazarın dış dünyada gördüğünü, Klein ve Winnicott’dan alıntıladığımız üzere yazarın iç dünyasının kalıbından geçirmeden anlamak mümkün değildir. O içindeki ham ve ilkel acı, boşluk, sıkıntı, dehşet, medetsizlik deneyimlerini dış dünyaya, onun alıcıları olan bizlere kelimeler vasıtasıyla iletir. Bu anlama ulaşamamış deneyimlerin bizler de eseri okurken yer, yutar zihnimizde kurgularken buluruz kendimizi. Böylece onun bu şekli formu olmayan deneyimleri okuyanın iç dünyasına bulanıp bir forma dönüşür. Edebiyat, zihnin kendi kendini imha etmesine karşı kurduğu savunma hattı gibidir. Kelimeleri acıyı dindirmez, ama o sarsıcı duyguya bir sınır çizerek yazarın dağılmasını engeller.
Kaynak:
Klein, M. (1949/1998). Kaygı ve Suçluluk Kuramı Üzerine. Nesne İlişkileri Seçki içinde (S. M. Tura, Haz.; O. Koçak & Y. Erten, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
Winnicott, D. W. (1998). Oyun ve Gerçeklik (T. Birkan, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.
Yorumlar